Dikkat Eksikliği hakkında Bebeğim ve Biz Dergisi’ndeki Röportaj

Bebeğim ve Biz Dergisi Aralık 2016 sayısı ile Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu hakkında bir röportaj yaptık. Röportajın detayları aşağıda yer almaktadır:

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu nedir?

Dikkat Eksikliği ve Hiperkativite Bozukluğu (DEHB), bireyin dikkatinin yaşıtlarına göre kolay dağılması, aşırı hareketlilik ve aklına geleni sonucunu düşünmeden hemen yapma (dürtüsellik) gibi üç temel alanda kendini gösteren bir psikiyatrik durumdur. Bu üç belirti aslında herkeste görülebilir. Ancak bu tanıyı alan kişilerde bu belirtiler çok daha sık ve şiddetli görülür ve çoğu kez bireyin hayatını olumsuz etkiler. Üç temel alana daha detaylıca bakarsak; dikkat eksikliğini kişinin dikkatini belirli bir alanda odaklayamaması, dikkatsizce hatalar yapması, dağınıklık, unutkanlık, kişisel eşyaları kaybetme gibi belirtiler ile tanımlayabiliriz. Hiperaktivite; kişinin yaş normlarına uygun olmayacak derecede hareketli olmasıdır. Hiperaktivitesi olan kişiler uzun süre aynı yerde oturamaz, devamlı kıpırdanma ihtiyacı hisseder, eller ve ayaklar oynar, çok konuşur. Dürtüselliği olan kişiler ise davranışlarını kontrol edemezler ve bir şey yapmadan önce davranışlarının sonucunu düşünemezler. Genellikle acelecidirler, söz keserler, sıralarını bekleyemezler, istekleri hemen o anda olsun isterler ve düşündüklerini hemen o anda harekete geçirirler. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun farklı tipler vardır. Birleşik Tip’te hem dikkat eksikliği, hem de hiperaktivite ve dürtüsellik aynı anda görülür. Dikkat Eksikliği Önde Olan Tip’te dikkat eksikliği vardır ancak hiperaktivite ve dürtüsellik belirgin düzeyde değildir. Aşırı Hareketlilik Önde Olan Tip’te ise hiperaktivite ve dürtüsellik belirgin düzeyde vardır, ama dikkat eksikliği belirtileri çok şiddetli değildir.

Kaç yaşında ortaya çıkar?

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu erken çocukluk döneminde başlar ve yaşam boyu devam eder. Her yaş aralıklarında tedavisi mümkündür.

Belirtileri nelerdir?

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu genetik bir sorun olduğu için, aslında belirtiler doğumdan itibaren, hatta anne karnında başlar. Bu tanıyı alan çocukların anneleri “Daha karnımdayken bile çok hareketliydi” şeklinde geri bildirimlerde bulunurlar. Bu bebekler genelde çok huzursuz olurlar, kolayca ağlarlar. Uykuya dalamazlar veya çok kolay uyanırlar. Aşırı hareketli olurlar ve her türlü ses, dokunma gibi dış uyaranlara çok hassas olurlar, kolayca sakinleşemezler. Erken emekleme ve erken yürüme sık görülen bir durumdur. Konuşmaya başlama zamanı tanı almayan bebeklere göre belki değişmeyebilir; ancak konuşmaya başladıktan sonra aşırı konuşurlar ve adeta susturulamazlar. 2-3 yaş aralıklarındaki “2 yaş sendromu” adı verilen dönem çok daha şiddetli geçer ve öfke nöbetleri sıkça görülür. Ancak burada dikkat etmemiz gereken bir nokta vardır. Bu sayılan belirtilerin hiç birisi yalnızca Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’na özgü belirtiler değildir. Bütün bebeklerde bu belirtilerin bir kısmı normal fizyolojik duruma bağlı olarak da görülebilir. Bu nedenle özellikle bebeklik çağında yukarıda sayılan durumlar söz konusu ise önce mutlaka bir çocuk hekiminin fiziksel durumu detaylıca değerlendirmesi; ardından anne ve baba tutumlarının ve aile ortamının gözden geçirilmesi önerilmektedir.

Okul öncesi dönemde (3-5 yaş) çocuklar zaten gelişimine paralel olarak çok hareketlidirler ve meraklıdırlar. Dikkat süreleri doğal olarak kısadır. Bu nedenle eğer dikkatle ve hiperaktivite ile ilgili sorunlar yaşıtlarına göre çok farklılık gösteriyor ise, ancak o zaman bir sorundan söz ediyor olabiliriz. Genellikle evde görülen belirtiler şu şekildedir: devamlı koşma halinde olma, koltuk tepelerine veya kapılara tırmanmaya çalışma, aşırı konuşma, sürekli soru sorma ama cevabını dinlememe, evden aniden çıkıp sokağa fırlama, uyku isteğinde azalma, öfke nöbetleri, oyuncakları ile çok kısa oynama ve devamlı oyuncak değiştirme. Kreşte görülen belirtiler ise şu şekildedir: Sınıfta kurallara uymama, arkadaşları ile oyun oynarken sorunlar çıkarma, çok konuşma ve gürültücü olma, sırasını bekleyememe, sakince sandalyesinde uzun süre oturamama, resim gibi durağan faaliyetlerden hoşlanmama, arkadaşlarına fiziksel olarak zarar verme, sakarlıklar.

Hiperaktivite ve dikkat eksikliğinde genetik yatkınlık söz konusu mudur?

Evet, kesinlikle söz konusudur. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun nedenlerini genetik nedenler ve çevresel etkenler olarak sınıflayabiliriz. Genetik yatkınlık çok fazladır. Yapılan araştırmalar anne veya babada benzer belirtiler varsa, çocukta da bu belirtilerin görülme sıklığının normal çocuklara oranla 2-8 kat daha fazla olduğunu gösteriyor.

 Kız ve erkek çocuklarda bu sorunun gelişimi farklılık gösterir mi?

Aslında belirtiler kızlarda ve erkeklerde aynıdır. Ancak toplumda cinsiyet rolleri, karakter özellikleri ve onlardan beklentilerimiz kızlarda ve erkeklerde bazı belirtilerin değişmesine vesile olabilir. Kızlarda en sık görülen dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tipi dikkat eksikliği önde olan tiptir. Kızlarda genellikle hiperaktivite ve dürtüsellik gözlenmez. Yalnızca dikkat alanında sorunu olan kızlarda genellikle şu tip sorunlar görülür: dalgınlık, yavaş hareket etme, bedenin bazı yerleri ile oynama (tırnak veya et yeme, saç koparma), çekingenlik, bedensel şikâyetler (karın ağrısı, kalp çarpıntısı gibi) ergenlikte ve yetişkinlikte depresyon veya kaygı bozuklukları oluşması riskinin yüksek olması. Hiperaktivite ve dürtüselliğin gözlendiği kızlarda ise davranışlarının dozunu ayarlayamama, erkeksi oyunlardan hoşlanma, macera peşinde koşma, kız gruplarında dışlanma, çok konuşma gibi durumlar görülebilir.

 Ne zaman bir hastalık olarak görülebilir? 

Eğer çocuğun gündelik hayat fonksiyonelliği olumsuz etkilenmeye başladıysa, yani örneğin öğretmeninden şikâyetler geliyorsa veya evde can sağlığını tehlikeye atacak davranışlarda bulunuyorsa ve bunların zararını öngöremiyorsa mutlaka bir uzman değerlendirmesi öneririm. Ancak bir kez daha değinmek istiyorum, özellikle 0-5 yaş aralığında çocukta fiziksel bir sorun olup olmadığını  gözden geçirmek gereklidir.

 Her dikkatsiz ve hareketli çocuğa dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu teşhisi konulabilir mi?

Hayır, elbette konamaz. Yaşamda bazı diğer sorunlar çocuğun dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısına benzer belirtiler göstermesine neden olabilir. Bazı tıbbi sorunlar (tiroid hastalıkları, kan şekerinin hızlı yükselip inmesi, uyku apnesi, kansızlık, nörolojik problemler vs) da benzer belirtilere neden olabiliyor. Ayrıca anne babanın uygunsuz tutumları, aile içindeki gergin ortam, travmatik deneyimler, okulda arkadaş zorbalığı gibi yaşam olayları da dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtilerine benzer görüntüler ortaya çıkarabilir. Dikkat sorunları, yerinde duramama ve huzursuzluk kaygı bozukluklarında ve öğrenme güçlüklerinde de görülebiliyor. Bu nedenle doğru tanının konabilmesi için çok detaylı bir değerlendirmenin yapılması gerekir.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar okula uyum sağlayabilirler mi? Sağlayamazlarsa ayrı eğitim mi almaları gerekir?

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklar dikkat sorunları ve aşırı hareketlilikleri nedeni ile okulda derslerde zorlanabilirler. Sınıfta 40 dakika dersi dinlemeyebilir, evde ödev yapmak istemeyebilirler. Çoğu kez akademik başarıları, sahip oldukları zihinsel becerilere kıyasla geride kalır. Ancak durum ne olursa olsun, bu süreçte ayrı bir eğitimden ziyade; öğretmen ve okul ile işbirliği yaparak herkes tedavi ekibinin bir parçası olmalıdır. Sınıf içerisinde çocuğun durumuna göre bazı düzenlemeler yapılabilir. Ayrı bir eğitim değil, ancak ayrı bir değerlendirme sistemi söz konusu olabilir. Sınav bütünlüğünü korurken ek zaman verilmesi, daha az soru üzerinden değerlendirme yapılması, uygun ortamın sağlanması (az gürültülü ve dikkat dağıtmayan az renkli bir ortam olabilr), notlandırma sisteminde ufak hataların değerlendirilmemesi (imla hataları gibi) veya ek bir ödev/sözlü ile notunu yükseltme fırsatının tanınması gibi sistemler işe yarayabilir. Türkiye’de TEOG veya LGS, LYS gibi uzun sınavlarda tanı alan öğrencilerin heyet raporu ile tek başlarına ve tek gözetmen eşliğinde sınava girme hakları vardır.

Okulda öğretmene düşen görevler nelerdir? Bu çocuklar için ideal eğitim ortamı nasıl olmalı?

En önemli faktörlerden bir tanesi öğretmen ve öğrenci arasında kurulan olumlu ilişkidir. DEHB’lı olan bir çocuğun öğretmeni tarafından özel ve becerikli yanlarının ortaya çıkarılması ve bunların sınıfta kullanılması önemlidir. Aşırı hareketli olan çocuklar zaten hayatları boyunca hep negatif geri bildirimler karşı karşıya kalmışlardır. Öğretmeni tarafından sıkça yapılan olumsuz eleştiriler çocuğun okul motivasyonunu iyice olumsuz etkiler. Öğretmen, anne-baba, okuldaki rehberlik servisi ve tedavi uzmanı bir ekip halinde çalışmalıdır. Sınıfta bir sorun yaşandığında çocuğu azarlamadan önce durum bu ekiple paylaşılmalı ve çözüm önerisi üretilmeye çalışılmalıdır. Öğretmenlerimize düşen en önemli görevler sınıf kurallarının yeterince açık olması, derslerin pasif ve monoton şekilde işlenmemesi, çocuktan beklentinin aşırı olmaması, çocuğun dikkatinin kolay dağılacağı bir yerde oturtulmasına izin verilmemesi (pencere kenarı, kapı önü veya bir diğer hareketli çocuğun yanı), çocuk hareketlenmeye başladığında ona hareket etmesini sağlayacak bazı görevler verilmesi (tahtayı silmek, kalem açmak vb),  öğrencinin ufak kıpırdanmalarının veya ileri geri sallanmasının görmezden gelinmesi, sınıfta gerilimi azaltmak için mizah kullanılması olabilir. Elbette bu saydıklarım yukarıda bahsettiğim ekip tarafından genişletilebilir. Örneğin Amerika’da bazı okullar hiperaktivitesi yüksek olan çocukların sınıf içerisinde ders dinlerken ayaklarının altına ufak bir pedal koyuyor ve böylece çocuğun yerinden kalkarak arkadaşlarını rahatsız etmesinin önüne geçebiliyorlar. Avrupa’daki bazı okullarda aşırı hareketliliği olan çocukların ayakta durarak yüksek bir sırada dersi dinlemesine izin verilebiliyor. Bazı araştırlamalarda DEHB’lı çocuğun eline sıkabileceği minik bir top verildiğinde sınıfta dersi daha iyi dinlediği ortaya çıkıyor. Minik pilates topunun da çocuğun ayağının altına konarak dersi dinlemesine izin verilebilir; böylece hareket ihtiyacını o topla oynayarak giderebilir.  Bu çözüm önerileri öğretmenlerin yaratıcılığına, okulun fiziksel koşullarına ve ekip ile iş birliğine kalıyor. En önemlisi DEHB’lı olan çocuğa okulda bazı esneklikler tanınması. Diyabeti olan bir çocuğun öğretmeni nasıl ki sınıf içerisinde o çocuğun ilaç kullanımına dikkat ediyorsa, DEHB’lı olan bir çocuğun ihtiyaçlarına da bir o kadar önem vermeliyiz.

Bu çocuklar için anne-babaların yapması gereken şeyler nelerdir?

Eğer çocuklarında aşırı hareketlilik, dikkat sorunları, isteklerini ve duygularını kontrol edememe gibi sorunlar varsa, ilk etapta mutlaka bir çocuk psikiyatristine veya klinik psikoloğa başvuru yapmalılar. Uzman kişi detaylı değerlendirmeleri yaptıktan sonra tanıyı koyarsa, anne ve baba tanıyı kabullenip, durum hakkında bilgi sahibi olmaya başlamalıdır. Çocuğa özgü iyi bir tedavi planının yapılabilmesi için çocuğun güçlü yanlarının ortaya çıkarılması önemlidir, zira sadece sorunlu davranışlara odaklanarak bir tedavi planı çocuğu motive etmeyecektir. Çocukla neden yardım alacaklarını ve sorunun ne olduğunu açıkça konuşabilirler. Üstü kapatılan her şey çocukta endişe yaratır. Çocukla ilgili olan bir durumu çocuğun haberi olmadan halletmek mümkün olmaz. Anneler ve babalar kendilerine de zaman ayırmayı ihmal etmemeliler. DEHB’lı olan bir çocuğun ebeveyni olmak biraz zorlayıcıdır, uzun yıllar çocuğunuza rehberlik etmek durumunda kalmak yıpratıcı olabilir. Bu nedenle aralarda mola vermek ve evde sağlıklı bir iş bölümü yapmak önemlidir.

Dr. Özlem Sürücü’nün yazmış olduğu Dikkat Eksikliği ve Hiperkativite Bozukluğu  Anne-Baba-Öğretmen Elkitabı’nı bu tanıyı alan bütün çocukların anne ve babalarının okumasını öneririm. Bu kitap ile akıllarındaki çoğu soru işaretinin giderileceğini düşünüyorum.

Aşama aşama tedavisini anlatır mısınız?

Öncelikle aile bir uzmana başvurduktan sonra, uzman çok detaylı bir durum değerlendirmesi yapar. Aile ve çocukla ilk görüşme yapılır, bilgi alınır ve gerekli olan durumlarda çocuğa bazı değerlendirmeler uygulanır. Klinik gözlem yapılır. Okul ve öğretmenden bilgiler alınır. Psikiyatri uzmanı çocuktan laboratuvar tetkikleri isteyebilir. Bütün bunlar bir araya getirildikten sonra tanı konur. Tanı konduktan sonra tedaviye nasıl devam edileceği kısmında bir yol haritası çizilir. Psikiyatri uzmanı gerekli görürse ilaç tedavisine başlar. İlaç tedavisine eş zamanlı olarak çevresel faktörlerin düzenlenmesi kısmı da devreye girer. Bu noktada anne-baba-öğretmen ve uzman hep birlikte çalışmaya başlar. Evdeki ve okuldaki düzen ve kurallar, çocuğun hayatındaki yetişkinlerin tutumları gözden geçirilir. Anne ve babanın eğitimi başlar. Anne baba eğitiminde adım adım basamaklar şöyledir:

  1. Kabullenme ve çocukla olumlu ilişki kurma

  2. Olumsuz duygularla baş edebilme (çocuğun davranışları karşısında sakin kalabilme)

  3. Kurallar, sınırlar ve disiplin konusunu netleştirme

  4. Çocukla birlikte çözüm planı üretme

Bunlarla eş zamanlı olarak çocukla bireysel terapiler başlar. Bilişsel Davranışçı Terapi teknikleri ile Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ile çok verimli çalışılabiliyor. Çocukla olan çalışmalarda temel olarak çocuğa DUR-DÜŞÜN-DAVRAN becerilerinin gelişmesi, sosyal becerilerin artması, zaman planlaması, kurallara uyması, duygu tanımlaması çalışılıyor. DEHB tanısına ek olarak başka durumlar da varsa (depresyon veya kaygı bozuklukları gibi) onların da süreçte işlenmesi gerekir.

© 2020 İpek Gökozan