© 2020 İpek Gökozan

Çocukluk çağı alışkanlıkları

Bebeğim ve Biz Dergisi’nde Ocak 2018 ayında yayınlanan röportajımı aşağıda okuyabilirsiniz:

Çocuklar kötü alışkanlıkları ilk olarak hangi ay/yaş diliminde edinmeye başlarlar?

Aslında buna net bir yaş aralığı vermek zordur. Çünkü her çocuğun ruhsal dinamiği ve gelişim basamakları birbirinden farklıdır. Her ay/yaş aralığının ihtiyacı ayrı olduğu için, hangi dönemde ne gibi sorunsallar ile karşılaşacağımızı kestirmek neredeyse imkânsız… Örneğin 5 yaşa kadar parmak emmeyen bir çocuk kardeşi olduktan veya anaokuluna başladıktan sonra parmak emmeye başlayabilir. Bu nedenle, çocuğun ruhsal ihtiyacı doyurulurken ne zaman sekteye uğrarsa, o zaman bu davranışlar ortaya çıkar diyebiliriz.

Kötü alışkanlıkların pek çoğunun psikolojik kaynaklı olduğunu biliyoruz… Siz nasıl yorumluyorsunuz?

Hemen hepsi psikolojik kökenli diyebiliriz. Bir tek gece alt ıslatmanın bazen psikolojik kaynaklı olmadığını görebiliyoruz; bu durumda da çocuk fizyolojik destek aldığında hızlıca çözüme gidilebiliyor.

Bu alışkanlıkların neden ortaya çıktığına kabaca değinirsek, belki de “kötü alışkanlık” teriminin pek de uygun olmayacağı sonucuna varmış oluruz. Bir davranışın kötü olması için, çocuğun bilerek veya isteyerek kendine/başkasına zarar veriyor olması gerekir diye düşünüyorum. Ancak parmak emmek, tırnak yemek, gece alt ıslatmaları gibi davranışlar çocukların “Şimdi bir süre en iyisi parmak emeyim ve annemi huzursuz edeyim” diye verdikleri karar sonrası ortaya çıkan davranışlar değildir. Her davranış, bir ihtiyaçtan doğar. Çocuğun ruhsal gelişiminde eğer bir sorun ortaya çıkmışsa, çocuk bu eksikliği gidermek adına; örneğin kendini rahatlatmak adına, bizim pek de hoşumuza gitmeyen davranışlara başvurabilir. Kardeş kıskançlığı hisseden çocuk, annesinden ilgi görmek için tıpkı eski günlerdeki gibi bebek olup parmak emmek isteyebilir. Bu nedenle, bu tip davranışları “kötü alışkanlık” değil de “uygunsuz davranışlar” olarak değerlendirebilirsek; çocukların sadece bu alışkanlıktan kurtulması için geçici çözümler üretmek yerine sorunun kaynağına inebiliriz diye düşünüyorum. Çünkü “kötü” olarak adlandırılan şey tepki yaratır, ama “uygunsuz” olarak görülen davranış değişime daha açıktır.

Parmak emme neden kötü bir alışkanlıktır? Hangi olumsuz sonuçlara sebebiyet verir? Bıraktırmak için çözüm yolları nelerdir? 

Parmak emme sanılanın aksine her zaman kötü değildir. 0-18 ay aralığında parmak emme gayet doğaldır. Çünkü bu dönemde hem fiziksel hem ruhsal doyum ağız yoluyla alınır. Parmak emme de hazzın sadece karşıdaki kişiden, yani anneden alınmadığı, kendi kendine de verilebilmesinin ilk adımıdır. 1.5 yaşa kadar parmak emen bir çocuğun eli ağzından zorla çekilmemeli, yerine emzik konmamalıdır. Bu yaş aralıklarında parmağı ağzından çekip yerine emzik konan bebeklerde kabızlık görebiliyoruz, çünkü öfkelenen bebek kabızlık yaşar. Ancak örneğin 4 yaşta parmak emmek bir sorundur. Bu demek oluyor ki; 0-18 ay arası oral dönemde çocuğun psikolojik gelişiminde bir sorun olmuş ve çocuk bu döneme takılı kalmış. 4 yaşında olup da hala parmak emen bir çocuğun bu alışkanlığından vazgeçebilmesi için erken bebeklik dönemlerinde ne gibi sorunlar ortaya çıkmış olabilir bunu değerlendirmek gerekir. Özellikle annesi ile olan ilişkisinde 0-18 ay arasında ne gibi sıkıntılar olmuş, annenin ruhsal durumu nasılmış, nasıl emmiş, memeden nasıl kesilmiş, emmediyse biberonla nasıl bir duyguyla beslenmiş buna bakmamız gerekir. Anne-çocuk ilişkisinin bir uzman ile değerlendirilmesi gerekir. Yoksa parmak emmeyi bırakmak için uygulanacak davranışsal taktikler kısa vadede işe yarar, ancak uzun vadede çocuğun ruhsal dinamiklerinde o eksiklik mutlaka bir yerden patlak verir.

Biberon ve emzik bağımlılığı da çocuklarda sıkça gördüğümüz kötü alışkanlıklardan biri. Bu neyden kaynaklıdır?

Aslında mantık olarak tamamen parmak emmeyle aynıdır. Ağızla ilgili her haz ve tatmin ilkesine dayalı bağlılık, 0-18 ay arası gayet normal; hatta olması gereken alışkanlıklardır. Ancak bu dönemde ağız yoluyla alınan hazla ilgili bir sorun ortaya çıktıysa; örneğin bebek memeden ani kesildiyse, anne memeye salça veya acı sürerek emzirmeyi bıraktıysa, anne çocuğu aşkla değil öfkeyle beslediyse, çok fazla ve zorla yedirmişse, katı gıdaya geçişte zorlama yapıldıysa biberon veya emzik bağımlılığı ortaya çıkabiliyor.

Eşya bağımlılığı da bırakılması en zor bağımlılıklardan biri. Neden bir eşyaya bağlanırlar? Bunun psikolojik olarak bir sorun gibi görmeli miyiz?

Çocuklar, 8. ve 9. aydan sonra anneyi simgeleyen bir nesneyi ayrıcalıklı kılar ve ona tutunurlar. Bu nesnelere geçiş nesnesi diyoruz. Yumuşak ayı, pelüş örtü gibi bir eşya çocuk için anneyi anımsatan özel bir nesne olarak seçilebilir. 3 yaşa kadar geçiş nesnesi kullanımı beklendiktir. Hatta bu dönemlerde çocuğun elinden bağlandığı eşyayı almak, onu yıkamak yanlıştır. 3 yaştan sonra çocuk anneden ayrışmaya başladıkça geçiş nesnesine olan bağlılığın da azalmasını bekleriz. Ancak 3 yaştan sonra çocuk geçiş nesnesi olmadan evden çıkmak istemiyorsa, onsuz uyuyamıyorsa veya o olmadan kendini huzursuz hissediyorsa; çocuk kendini güvende hissetmiyor olarak yorumlayabiliriz. Bu tip bir durumda anne-çocuk bağlarını gözden geçirmek gerekebilir. Güvensiz bağlanan çocuk, anne veya anneyi anımsatan bir nesne olmadan kendini rahat hissetmeyebilir.

Saç çekme özellikle sosyal ortamlarda aileyi zor durumda bırakan alışkanlıklardan. Bu neyden kaynaklıdır?

Saç çekme, aslında öfke duygusunun uygunsuz davranışa dökülmesi olarak yorumlanabilir. Öfkeli olan çocuk, eğer duygusunu dönüştüremiyorsa, anne-babası tarafından bu duygusu kapsanamıyorsa; kendine veya bir başkasına zarar veren davranışlar sergileyebilir. Çocuğun öfkesi karşısında anne babanın sakin, sağlam ve güçlü kalması önemlidir. Özellikle 0-4 yaş aralığında dil becerisi çok gelişmemiş çocuklarda saç çekme, başkasına vurma veya sinirlendiğinde kafasını yerlere vurma gibi zarar verici davranışlar görebiliyoruz. Duygunun doğru ifadesi, zihinden geçenlerin simgeleştirilmesi; yani kelimelere dökülmesi öfke duygusunun zarar verici boyuta dönüşmesini engelleyebilir.

Tırnak yeme alışkanlığı çocukluktan başlayan ve ileri yaşlarda bile bırakılamayan bir alışkanlık. Çocuklar niçin tırnak yer ve bundan vazgeçemez. Sizin bu konuda bıraktırma önerileriniz neler?

Öncelikle şunu söylemeliyim ki, sıkça yapılan uyarılar geri teper. “Elini ağzından çek, bak tırnakların ne hale geldi” gibi yapılan uyarılar çocuğu iyice tetikleyebilir ve tırnak yeme alışkanlığından vazgeçmesini iyice zor hale getirebilir. Empatik olmaya çalışmak ve çocuğun bir alışkanlığı kırmak için ne kadar çaba sarf etmesi gerektiğini anlamak çok önemli. Bu süreçte çocukla birlikte hareket etmek, bırakma kararı için onu desteklemek, “Biz bir takımız” mesajı vermek gerekir. Tırnak yemeyi bıraktırmak için bunu bir oyuna çevirmek işe yarar. Örneğin çocuk her elini ağzına götürdüğünü fark ettiğinde, bir başkası onu uyarmaksızın kendiliğinden dikkatini dağıtmak için elinde küçük bir top sıkabilir, oyun hamuruyla oynayabilir, resim yapabilir, yapboz yapabilir. Amacımız temelde tırnak yeme alışkanlığının yerine zararlı olmayan yeni bir alışkanlık koymaktır. Tüm alışkanlıkların bir ihtiyacı karşıladığı düşünülürse, yukarıda söylediklerim elbette tırnak yemeyi sona erdirebilecek çözümler; ancak ana kaynağın ne olduğuna bakmamıza fırsat vermeyen çözümler… Tırnak yiyen bir çocuğun neden buna ihtiyaç duyduğu, ruhsal dinamiklerinde ne gibi sıkıntılar olduğunu anlamak gerekir. Çocuğun verdiği mesaja cevap vermek, ihtiyacını anlamak ve ona göre hareket etmek çok önemli.

Gece işemesi nasıl bir alışkanlık? Bazı çocukların yaşları ilerlese de geceleri altına kaçırma sorunları yaşıyorlar. Bu sorun çocuktaki hangi rahatsızlıklara işaret ediyor? Sorun sadece psikolojik kaynaklı mıdır? Bunu nasıl aşabilirler? 

Gece ve gündüz alt ıslatma enürezis olarak bilinir. Gece alt ıslatma, hem fizyolojik hem de psikolojik kökenli bir problemdir. Tuvalet eğitimi yeni alan çocuklarda gece ve gündüz alt ıslatmaları görülmesi bir süre normaldir. Gece sıvı tüketimi çok olan, uykusu çok derin olan veya üşütme gibi sorunlar yaşayan çocuklarda da nadiren gece alt ıslatma görülebilir. Ancak; doğumsal ya da kazanılmış merkezi sinir sistemine dair bir sorun olmaksızın üç aydan uzun süre haftada en az 2 kez uykuda idrar kaçırması durumunda enürezis düşünülebilir. Faktör önemli bir role sahiptir. Bir ebeveynde alt ıslatma sorunu geçmişte varsa çocukta da olma ihtimali %44 iken, iki ebeveynde de varsa bu ihtimal %77. Psikolojik kökenli alt ıslatmalarda ise kardeş kıskançlığı, ailede ölüm, boşanma, taşınma, okula başlama, okulda yaşanan travmalar, hastalıklar, anne babanın çocuğu ihmali gibi durumları sıklıkla görüyoruz. Bu durumlarda alt ıslatma yaşanan olumsuz duygu durumunun bir ifadesidir. Tedavisinde çocukla işbirliği kurmak çok önemli. Anne babaların çok sabırlı olması gerekiyor, çünkü hemen sonuç alınamayabiliyor. Önce fizyolojik nedenlerin gözden geçirilmesi, ardından psikolojik faktörlerin değerlendirilmesi tedavide daha hızlı yol alınmasını sağlıyor. Çocuğu etkileyen psikolojik faktörlerle (yukarıda bahsettiğim) baş ederken, bir yandan da somut bir adım atılıp örneğin ıslak-kuru takvimi hazırlanabilir. Okuma yazma bilmeyen çocuklarla sabah kalktığında kuru kalktıysa güneş, ıslak kalktıysa bulut resmi çizip 1 hafta boyunca güneş sayısının daha fazla olmasını hedefleyebilirsiniz.

Bazı çocuklar için ısırmak da kötü bir alışkanlığa dönüşebiliyor. Bazen istediklerini elde etmek bazen kızgınlıklarını belli etmek için ısırıyorlar. Çocukları ısırma alışkanlığını neden elde ederler? Bu alışkanlıklardan uzaklaşmaları için neler önerirsiniz?

Isırma da, tıpkı yukarıda bahsettiğim saç çekme davranışına benzer bir şekilde öfke sonrasında ortaya çıkabilir. Kendini ifade edemeyen ve davranışsal olarak problem yaşayan çocuklarda ısırma, vurma, eşyaları fırlatma, zarar verme davranışları gözükebilir. Isırma, çok ilkel bir dürtüdür. Bu dürtüyü bastırmaktansa, başka yöne kanalize etmek gerekir. Bastırılan her dürtü başka bir yerden patlak verir. Isırma alışkanlığı edinen çocuğa net bir sınır koymak ve ardından yönlendirme yapmak bir çözüm olabilir. Örneğin, kızdığı zaman annesini ısıran çocuğa “Beni veya bir başkasını ısıramazsın. Kızdığını biliyorum, ancak bir şey ısırmak istiyorsan al bu elmayı ısırabilirsin” gibi bir yönlendirme uygun olacaktır. Davranım sorunları gösteren çocuğa “Sen kötü bir çocuksun, beni üzüntüden hasta edeceksin” gibi mesajlar vermek doğru değildir. Bu mesajlar, çocuğun kendisini canavar gibi hissetmesine neden olur. Ebeveynin çocuğun öfkesi karşısında sakin kalması, duygusal olarak reddetmemesi ve çocuğu tek başına bırakmaması çok önemlidir.

Yıkanmak istemeyen çocuklar ailelerin en çok uğraştıkları konuların başında geliyor. Çocukların bir bölümü suyu çok severken bir bölümü de çok korkuyor. Bu korkunun sebepleri neler olabilir?

Banyo saati söz konusu olduğunda anne-babanın veya çocuğa bakım veren kişinin tavrı çok önemlidir. Yetişkinler banyo saati esnasında tedirgin, gergin, huzursuz, öfkeli olursa çocuk da bu duyguyu emecektir ve banyo keyifsiz bir yer haline dönüşecektir. Yaşanan olumsuz deneyimler varsa; örneğin fazla sıcak-soğuk su, gözüne şampuan kaçması, ayağının kayıp yere düşmesi gibi, bunların yeniden tekrarlanma olasılığı çocuğu korkutur. Daha küçük çocuklarda küvetin deliğinden akıp giden su bile çocuğu korkutabilir, kendisinin de bu delikten düşebileceğini düşünebilirler.

Çocuklara banyoyu sevdirmek, onları suyla barıştırmak için neler yapılabilir?

Uykudan önce banyo yapmak çocuğu rahatlatır. Çocuğunuzun karnının çok aç veya tok olmamasına dikkat edin derim. Banyo esnasında eğlenceli oyuncaklar, renkler, banyo kalemleri (kolayca temizlenebiliyor), güzel kokulu organik sabunlar, rahatlatıcı bir müzik kullanılabilir. Suyla oynamak çocuğu rahatlatır. Bu nedenle çocuğu rahatlatabilecek banyo ritüelini bir kavga meselesine çevirmemek adına zorlamayın. Kesinlikle başka çocuklarla kıyaslamayın. Öncelikle siz sakin olun. Banyoya girmek istemeyen çocuğun önce oyuncaklarını suya sokun. Ardından adım adım suyla temas etmesini sağlayın. Önce ayaklar, sonra bacaklar, en son kafa gibi…